Karasu, ANKA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, “Şehirde inşaat firmalarının rantı her şeyin üstünde tutuluyor” diyerek, deprem sonrası Antakya’nın ciddi çevresel ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Depremin ardından yaklaşık altı ay içinde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) zorunluluğunun kaldırılmasının bölgeyi geri dönüşü zor bir çevre krizine sürüklediğini ifade eden Karasu, bu kararın taş ocaklarının sayısında dramatik bir artışa yol açtığını söyledi. Deprem öncesi 22 olan taş ocağı sayısının bugün yaklaşık 200’e ulaştığını belirten Karasu, “Bu karar bizim için ikinci bir deprem oldu” dedi.

Karasu, kırsal bölgelerde dinamit patlatmalarıyla çalışan taş ocaklarının konutlara, üretime ve tarıma ciddi zararlar verdiğini aktardı. Patlamalar nedeniyle evlerde cam kırıkları ve duvar çatlaklarının oluştuğunu, yoğun toz ve gürültünün hayvancılık ve tarımı olumsuz etkilediğini söyledi. Özellikle hayvan sağlığı üzerinde ciddi etkiler gözlemlendiğini belirten Karasu, “Dinamit patlamaları nedeniyle inekler düşük yapıyor. Günlük 30 kilo süt veren bir ineğin verimi 10 kiloya kadar düştü” ifadelerini kullandı.

Taş ocaklarından çıkan yoğun tozun zeytin üretimini de olumsuz etkilediğini söyleyen Karasu, üreticilerin hasat döneminde ciddi sağlık sorunları yaşadığını belirtti. Yağmurun az olması nedeniyle tozun uzun süre havada kaldığını, zeytin ağaçlarının üzerinin tamamen tozla kaplandığını ve bunun hem verimi hem de kaliteyi düşürdüğünü aktardı. Karasu, “Zeytin ne kadar yıkanırsa yıkansın üzerinde bir yağ tabakası kalıyor. Bu tabaka zeytinyağına karışarak mutfağımıza kadar giriyor” dedi.

Karasu, şehir merkezinde artan hava kirliliğinin en büyük nedenlerinden birinin beton santralleri olduğunu ifade etti. TOKİ projeleri kapsamında ihaleyi alan şirketlerin betonu şantiyelerin dibinde üretmeyi tercih etmesi nedeniyle kentte çok sayıda santral kurulduğunu, çevre ve halk sağlığının ikinci plana atıldığını belirtti. “Neredeyse her cadde ve sokakta bir beton santrali var. Antakya adeta büyük bir şantiye alanına dönüştü ve yaşam kalitesi ciddi şekilde düştü” dedi.

Çevre mücadelesi kapsamında bazı taş ocakları ve beton santrallerine karşı dava açıldığını ifade eden Karasu, yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen işletmelerin isim değiştirerek veya kapasite düşürerek faaliyetlerine devam ettiğini ileri sürdü. Karasu, çevre savunucularının zaman zaman gözaltına alınmasının bölgedeki umutsuzluğu artırdığını belirtti.

Antakya’nın en büyük yeşil alanlarından biri olan Atatürk Parkı’nın bir bölümüne kurulan beton santralinin de tepki çektiğini aktaran Karasu, parkın gürültü ve toz nedeniyle artık kullanılamaz hale geldiğini dile getirdi. Karasu, deprem sonrası yeniden inşa sürecinin çevre ve halk sağlığı açısından ciddi tehditler barındırdığını vurguladı.