Seslendirme Sanatçısı Yekta Kopan, Depremzedeleri “Rehavete kapılmak” ile suçlayan Gazeteci-Yazar Nagehan Alçıya tepki göstererek “Antakya’daki (ve bölgedeki) arkadaşlarımdan, dostlarımdan, öğrencilerden böyle bir yoruma maruz kaldıkları için özür dilerim” dedi.
Kopan, deprem bölgesinde yaşanan acıların bir daha tazeleneceği 6 Şubat tarihinde Depremzedelerin yanında olacaklarının altını çizerek Alçı’nın o sözlerini “ehan Hanım devletin bölgede “iyi çalıştığını” ama mağdurların “değerbilmez ve çıkarcı” davrandığını söylemek istemiş” sözleri ile değerlendirdi.
Kopan’ın paylaşımı şöyle ““Depremzede rehaveti” demiş Nagehan Alçı. Depremzedelerin “para harcama reflekesinin” kaybolduğunu söylemiş. Bölgede günlerce kalıp yüzlerce görüşmeyle bu sonuca ulaşmış. “Depremzede rehaveti” gibi bir tanımlama ile, felaketi yaşayan insanları özne olmaktan çıkarıp neredeyse bir ekonomik arıza kalemi gibi tarif etmiş. Yüzlerce görüşmeden bu tanıma ulaşması için, “yas, travma, yerinden edilme, gelecek duygusunun çökmesi” olgularını hiç konuşmamış olması gerekiyor. Antakya’ya sıkça giden, farklı ekonomik koşullardaki kişilerle sohbet eden biri olarak, bu konuların konuşulduğuna eminim. Demek ki Nagehan Hanım, konuya sadece ekonomik çerçeveden yaklaşmak istemiş. Ama ekonomik çerçevede de “Para harcama refleksi kayboldu” cümlesi problemli. Bu cümleye göre, depremzedeler, biraz silkelense yeniden “piyasaya katkı sunabilecek” tüketim makineleri. Oysa ekonomik hareket güvenle ilgilidir. Güvende hissetmeyen insan harcamaz. Yarın nerede uyanacağını bilmeyen insan harcamaz. Çocuğunun okulunu, evinin yerini, işinin devamını bilmeyen insan harcamaz. Bu bir refleks kaybı değil; hayatın askıya alınmasıdır. Ezcümle, Nagehan Hanım devletin bölgede “iyi çalıştığını” ama mağdurların “değerbilmez ve çıkarcı” davrandığını söylemek istemiş. (Belki YouTube videolarında sadece ekonomik değil, sosyolojik bir bakış açısı da vardır. Ama şu anda bunu bilemiyoruz) Mağdurların yaşadığı yıkımı anlamak yerine, onların “yetersiz, isteksiz, sorunlu, menfaatçi, değerbilmez” ilan edilmesine çok üzüldüm. Antakya’daki (ve bölgedeki) arkadaşlarımdan, dostlarımdan, öğrencilerden böyle bir yoruma maruz kaldıkları için özür dilerim”
