ÇED RAPORU HAKKINDA KONUŞTULAR
Hatay’ın önde gelen Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri ve hukukçuları, 6 Şubat 2023 tarihinde Hatay’da meydana gelen ve Asrın Felaketi olarak nitelendirilen depremin üzerinden 18 ay geçmesinin ardından yapılan çalışmalarla birlikte Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu hakkında değerlendirmelerde bulundular.
18 aydan bu yana Hatay’da devam eden çalışmaları yerinde inceleyerek çevre ve halk sağlığını yakından ilgilendiren 54 adet taş ocağı kurulmasının etkileri hakkında Hatay Ayağa Kalkıyor Platformu Sözcüsü Ayhan Kara, Antakya Çevre Koruma Derneği (AÇKD) Başkanı Nilgün Karasu, Hukukçu-Akademisyen Neval Oğan Balkız, Türk Tabipler Birliği (TTB) Hatay Deprem Koordinatörü Dr. Ali Kanatlı ve Av. Ecevit Alkan görüşlerini Avrupa Birliği Sivil Düşün desteği ile hazırlanan ve yönetmenliğini Şirvan Oktay Görer’in yaptığı ‘Hatay’da Madene Hayır’ adlı programda görüşlerini dile getirdiler.
HUKUKÇU BALKIZ: ÇEVRE VE HALK SAĞLIĞI TEHLİKESİ CİDDİ BOYUTTA
Hatay’da Madene Hayır programına konuk olan Hukukçu-Akademisyen Neval Oğan Balkız yaptığı konuşmada, “Depremde ölmeyen Hatay halkının aynı şekilde bir çevre sağlığı sorunuyla halk sağlığı boyutuna gelmiş olan, halk için çok büyük tehdit oluşturmuş olan hava kirliliğinden su kirliliğine, kanserojen maddelerinin her tarafa yayıldığını alana bir şekilde tahkim edilmemiş her yerde tehlikenin çok büyük boyutta olduğu, çok farklı bir şekilde alanda olduğunu hep birlikte gözlemliyoruz. Bu süreçte çevre sorunlarının hiçbirine dikkat edilmedi. Bugüne kadar Hatay’da yapılan moloz taşımadan bu molozların dönüşüm ve atık olarak depolandıkları yerlere kadar çok büyük çevre felaketleri yarattıklarını biliyoruz. Çevre sağlığına zarar vermeden bu işlemlerin nasıl yapılacağı kanunlarda ve yönetmeliklerde açıklanmıştır.” dedi.
DR. KANATLI: 25 MİLYON TOZ YAYILACAK
Hatay’da Madene Hayır programına konuk olan Türk Tabipler Birliği (TTB) Hatay Deprem Koordinatörü Dr. Ali Kanatlı ise yaptığı konuşmada, “Her bir taşocağı birkaç tane su kaynağının yok olmasına neden olur. Ve maalesef şuan Hatay’ın çok önemli bir yerini besleyen yeraltı sularının üzerine birden fazla taşocakları yapılıyor. Bu bir doğa ve su kaynaklarının yok olmasına neden olan katliamdır. Hatay’ı yeniden yapacağız ve bizim taşa ihtiyacımız var. Ne kadar taş üretilecek? Bu taşlarda ne kadar dinamit patlatılacak? Ve ortaya ne kadar toz çıkacak? Bu işlemler sırasında 25 milyon ton toz yayılacak. Kurulan bu taş ocakları bizler susuzluk içerisinde iken var olan su kaynaklarımızı daha da yok edecek. Ve buradan da göçler başlayacak susuzluk yüzünden. Su olmayınca doğal olarak bitki de olmayacak. Bu bölgenin toprakları yılda 3 defa ürün veren topraklar.” dedi.
AÇKD BAŞKANI KARASU: TAŞ OCAKLARI GÜNLÜK HAYATIMIZI YAKINDAN ETKİLEYECEK
Hatay’da Madene Hayır programına konuk olan Antakya Çevre Koruma Derneği (AÇKD) Başkanı Nilgün Karasu ise, “Taş ocaklarının çalışmaları patlamalarla başlar. Patlamaların etkisiyle en büyük tehlike yeraltı sularımızda meydana geliyor. Halk bunun tedirginliği içerisinde. Yerleşim alanlarına yakın olan yerlerde olan 54 tane taş ocaklarının hayata geçmesi ile meydana gelecek olan toz, sarsıntı, patlamaların tedirginliğini halkımız yaşıyor ve bunlara yönelik çok fazla karşı çalışmalarda yapılıyor. Ortalama olarak bir taş ocağı yılda 10 ile 15 bin ton arası malzeme üretecek. Bir taş ocağının da ortalama ömrü 15 ile 20 yıl arasındadır. Yaklaşık her ay 39 patlama ve bu patlama sayısı 100’e kadar çıkabilir. Bu patlamalar esnasında yaklaşık 2 bin 800 ile 5 bin kilograma yakın dinamit kullanılacak. Dinamitlerin patlatılmasıyla birlikte 2 bin 600 ile 5 bin kilogram arasında toz emisyonuna maruz kalacağız. Su sorunumuz zaten gündemde. Küresel ısınma almış başını gidiyor. Dünya gündeminde de bu sorunlar var. Ayrıca bir taş ocağı yılda milyonlarca ton arasında su tüketimi kullanacak. Bu veriler günlük hayatımızı yakından etkileyecek. Bir yandan su tüketimi, diğer yandan tozlarla birlikte bu alanlarda neredeyse yaşamın yok olacağı bir düzeye kadar gelecektir. Antakya’da 9, İskenderun’da 9, Yayladağı’nda 14, Belen’de 7, Hassa’da 8, Defne’de 4, Samandağ’da 2 ve Kırıkhan’da 1 olmak üzere toplamda 54 tane taş ocağı yerleşim alanları içerisinde bulunması itibariyle geleceğimizi tehdit etmektedir.” dedi.
AYHAN KARA: HATAY ÇEVRESEL ŞARTLARDAN DOLAYI CİDDİ TEHDİT ALTINDA
Hatay’da Madene Hayır programına konuk olan Hatay Ayağa Kalkıyor Platformu Sözcüsü Ayhan Kara ise, “2 bin 300 yıllık bir şehir olan Antakya an itibariyle ciddi bir tehlike altındadır. Antakya’da bulunan tarihi yerlerin ve yapıların özellikle restorasyonu için taş gerekli bir malzemedir. Memleketi ayağa kaldırmak için beton ve yardımcı malzemelerine de ihtiyaç duyulmaktadır. Fakat bütün bunlar elde edilirken insan hayatı, insan sağlığı, doğa, çevre ve hayvan yaşamı göz ardı edilirse bir şeyler ters gidiyor demektir. Bir şehri ayağa kaldırma aşamasındayken şehirliyi yok edemeyiz ve riske edemeyiz. Bugün de karşı karşıya olduğumuz ikilem de budur. Betona, binalara ihtiyacımız var ve bunun için de taş ocakları da önemli ama bunları yaparken insan yaşamını ve ekosistemi minimal ölçüde zarara uğratmak ön planda olmalıdır. Öyle bir ortama geldik ki, havamız, toprağımız ve suyumuz kirlendi. Ve organizmalarımız çok ciddi bir mikrogranür ve elementlerle doldu. Sokağa çıktığınız her an bir toz bulutuna maruz kalıyorsunuz. Bu enkaz kaldırma çalışmalarının ilk anından bugüne kadar geldi. Şimdi de taş ocakları ayrı bir tehdit. Özensiz bir şekilde nakli söz konusu bu malzemelerin. Buna tüm halkımız şahit oldu. Depremden sonra hayatta kalan insanlar şuan bu çevresel şartlardan dolayı ciddi bir tehdit altında. Yeraltında görülmeyen sinsi bir düşman var. Adına deprem diyoruz. Ama etkilerini maksimum oranda arttıran da yukarıda ki işbirlikçileridir. Liyakatsiz seçilmişler ile atanmışlar ve gözünü hırs bürümüş bir topluluk.” dedi.
AV. ALKAN: KAMU İDARESİ KANUNLARA UYARSA SIKINTI ÇÖZÜLÜR
Hatay’da Madene Hayır programına konuk olan Av. Ecevit Alkan ise, “6 Şubat’tan önce de bakanlıklar madenciliğe çok önem veriyordu. Altın madenciliği başta olmak üzere Türkiye’de her türlü maden ruhsatlarının verilmesinde arayış içerisindeydiler. Hatay’da depremi fırsat olarak gördüler. 60’a yakın taşocağı ruhsatını ÇED Raporu olmadan ruhsatlandırdılar. Burada sadece taş ocakları değil, petrol, altın ve her türlü madeni arıyorlar. Kamu idaresi kendini hukukun üstünde görüyor. Her türlü hakka sahip olduğunu düşündüğü için keyfe keder uygulamalarda bulunuyor. Bu da ortaya çıkan sonucu doğuruyor. Neredeyse yan yana 10 tane köy ve mahalle içerisinde taş ocağı bulunuyor. Bu yüzden sorunların bertaraf edilmesi için kamu idaresinin kanuna uyması halinde hiçbir sıkıntının kalmayacağını söyleyebilirim.” dedi.